Karaarslan Mimarlık

SÜRDÜRÜLEBİLİR MİMARLIK ANLAYIŞI

SÜRDÜRÜLEBİLİR MİMARLIK ANLAYIŞI

AVRUPA VE TÜRKİYE’DEKİ SÜRDÜRÜLEBİLİR MİMARLIK ANLAYIŞINA ELEŞTİREL BİR BAKIŞ:

GİRİŞ:

İnsanoğlunun geçmişten beri çevreye çeşitli müdahaleler yapma girişimleri günümüzde küresel sorunlara yol açmaktadır. Bu küresel sorunların başında küresel ısınma, buna bağlı olarak da iklim değişiklikleri gelir. Küresel sorunların temelinde, bina sektörünün yeri büyük ölçüde yer kaplamaktadır. European Insulation Manifacturers Association (EURIMA) ve Institute Wohnen und Umwelt (IWU) kuruluşlarının araştırmalarına göre Avrupa Birliği ülkelerinde toplam enerji kullanımının %40’tan fazlası, CO2 emisyonunun %30’u ve sentetik atıkların %40’ı bina sektöründen kaynaklanmaktadır. Ayrıca; ormanlık alanların yok olması, temiz su kaynaklarının bozulması, ozon tabakasının yıpranması gibi olumsuzluklar küresel anlamda yıpranmaya da neden olmaktadır.

BİNA VE ÇEVRE:

Binaların; tasarım aşamasından yıkım veya yeniden kullanım aşamasına kadar ki

süreçte doğayla ilişkileri sürmektedir. Bir yapı sadece yakın çevresini etkilememekte olup dünya üzerindeki etkilerini de görmezden gelmemek gerekir. Bu bağlamda nüfus bilimcisi Paul R. Ehrlich ve Bilim ve Teknoloji Başkanı John P. Holdren’in 1971-1972 yıllarında yaptığı çalışmalara göre; dünyadaki nüfus oranının giderek artması, tüketimin hızlanması ve tüketim başına düşen teknolojik etkilerin artması çevresel etkiyi artırır. Daha açık vurgulamak gerekilirse; nüfusun artması, tüketimin hızlanması ve tüketim başına düşen teknolojik etkilerin artması; iklim değişikliklerini meydana getirirken yer altı sularının kirlenmesinde de hızla artış gösterir.

SÜRDÜRÜLEBİLİR BİNA:

Yüksek Mimar Çelikerengez’in de tanımladığı gibi sürdürülebilirlik kavramı

‘her şeye rağmen’ değil, ‘her şeyi dikkate alarak’ mantığıyla yaşamı sürdürme çabasıdır. Bina anlayışında değiştirilmesi gereken bu değişiklikler Uluslararası Mimarlar Birliği (UIA) ve Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından 1996 yılında hazırlanan Mimarlık Eğitimi Şartı’nda da belirtilmiştir. Buna göre benimsenmesi gereken hedefler özetle insanlara sürdürülebilir bina anlayışını aşılamaktadır. Bu hedefler; insanlığa yaraşır bir yaşam kalitesi, ekolojiye duyarlı bir gelişim ve herkesin değer verdiği, sorumluluk duyabileceği bir mimaridir ki; bu da sürdürülebilir bina arayışını tanımlamaktadır.

Sürdürülebilir bina; ekolojik sürdürülebilirlik, ekonomik sürdürülebilirlik ve sosyal-

kültürel sürdürülebilirlik olarak 3 başlıkta incelenebilir. ‘Ekolojik Sürdürülebilirlik’ ilkesi doğrultusunda kaynakların korunması ve ekosistemlerin korunması sağlanır, ‘Ekonomik Sürdürülebilirlik’ ilkesi doğrultusunda kaynakların verimliliği ve düşük bakım ile kullanım maliyeti dikkste alınmalıdır. ‘Sosyal ve Kültürel Sürdürülebilirlik’ ilkesi doğrultusunda ise konfor/sağlık ve sosyal/kültürel değerler göz önünde bulundurulmalıdır.

Sürdürülebilir mimarlık anlayışı binaya uzun vadeli çözümlerin üretilmesini

hedefleyen bir anlayıştır.

Sürdürülebilir mimari ürünün ana hedefleri şu şekilde özetlenebilir; (Bourdeau, 1999;

CIB, 1999; WGSC, 2004; Yeang, 1999)

-esnek ve değişen koşullara uyum sağlayabilen, uzun kullanım ömrü olan bina tasarımı,

-enerjinin verimli kullanımı,

-kaynakların etkin kullanımı,

-atıkların azaltılması,

-temiz su kaynaklarının korunması,

-zararlı ve tehlikeli maddelerden sakınılması,

-sağlık ve güvenlik risklerinin en aza indirilmesi,

-sağlıklı iç mekan hava kalitesi sağlanması,

-biyolojik çeşitliliğin korunması.

Sürdürülebilir bir bina modeli oluştururken; bina, bina faaliyetleri, kaynak kullanımı

ve çevresel etkiler arasında etkileşimler belirlenmeli, hedefler buna göre saptanmalıdır. Ancak; bu hedeflerin teoride kalmayıp uygulanması gerekmektedir. Diğer taraftan bölgesel ve kültürel farklılıklar ile sosyoekonomik doku da önemli proje girdileri olarak göz önünde bulundurulmalıdır.

Bourdeau’ya göre sürdürülebilirlik yaklaşımın amacı; kısa, orta ve uzun vadeli

kazançları ortaya koyup gerçekleştirmek olup; teknik bilgi, yöntem ve diğer aşamalarda elde edilen deneyimleri ön tasarım süreci ile nasıl bütünleştirileceğini belirlemek olarak özetlemektedir. Bu durumda binanın her aşamasında sürdürülebilirlik anlayışının yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde; elde edilen sonuç günümüzde olduğu gibi yapının ön tasarım aşamasından yıkım ya da yeniden kullanım aşamasına kadar tek yönlü bir çalışma olup sürdürülebilirlikten uzaklaşmaktadır.

AVRUPA’DA SÜRDÜRÜLEBİLİR MİMARLIK UYGULAMALARI:

  1. Dünya Savaşı sonrasında tüm alanlarda olduğu gibi mimaride de doğal sistemlere

sıcak bakılmamıştır. Günümüzde ise artan enerji maliyetleri, kaynak sıkıntısı ve insan sağlığına verilen önlemle birlikte yapı sektöründe sürdürülebilirlik gündeme gelmeye başlamıştır. Sürdürülebilir yapıların örnekleri dünyada 3.600 milyarlık yapım sektöründe %29’luk harcamayla en fazla Avrupa’da; kamu binaları, eğitim yapıları, ofis kompleksleri, fabrikalar, konutlar olarak görülmektedir. Bu binalarda; serinletme, havalandırma, aydınlatma ve ısıtma ihtiyaçları için kullanılan aktif ve pasif doğal enerji sistemleri, su ve atık yönetimi, iç mekan hava kalitesi (İMHK), malzeme seçimi ve uygulama yöntemleri gibi birçok hedef ve kriter başarılı biçimde uygulanmıştır.

Avrupa’nın birçok ülkesinde ve AB komisyonunda sürdürülebilirliğe dönük

düzenlemeler ve uygulamalar bulunmaktadır. 1990 yılında yayınlanan kentsel çevre üzerine Yeşil Rapor (Green Paper) ve 1991’de kurulan AB Kentsel Çevre Grubu gibi girişimler sürdürülebilir kalkınmanın toplumsal yönünde yoğunlaştırılmıştır. Ayrıca; Avrupa Komisyonu’na sürdürülebilir binalara danışmanlık amacıyla Sürdürülebilir Yapım Yöntem ve Teknikleri için Çalışma Grubu (WGSC) oluşturulmuştur. Elde edilen sonuçlarda Avrupa’nın günümüzde sürdürülebilir binalar üzerine büyük yol kat ettiği ortaya koyulmuştur. Bunun dışında AB tarafından desteklenen THERMIE B Programı Fransa, İspanya, Yunanistan ve İtalya’da biyoklimatik binalar üzerine deneysel çalışmalarla yeni yöntem ve tekniklerin oluşturulmasına ön ayak olmuştur. Diğer taraftan İngiltere, Hollanda, İsveç ve Fransa gibi Avrupa ülkeleri de sürdürülebilir bina, yapım sistemleri ve yapı denetimi konularında yatırımlar geliştirmekte ve yasal düzenlemeler getirmektedir.

TÜRKİYE’DE SÜRDÜRÜLEBİLİR MİMARLIK UYGULAMALARI:

Günümüzde Türkiye’de kontrolsüz ve hızlı gelişmeden dolayı sürdürülebilirlik

ihtiyaçlarının karşılanamadığı bina yığılmaları söz konusudur. Toplumda ve inşaat sektöründe sürdürülebilirlik düşüncesi zayıf kalmıştır. Sürdürülebilirlik uygulamaları ve ekolojik duyarlılık anlayışları toplumda yeni yeni başlamaktadır. Fakat; geleneksel yapıların birçoğu sürdürülebilir binalardır.

Türkiye’de sürdürülebilir bina yaklaşımına yönelik olarak İstanbul’da Habitat II

Türkiye Ulusal Rapor ve Eylem Planı’nda (TOKİ; 1999) yapıların çevreye uyumlu, estetik, fonksiyonel, emniyetli, ekoloji ve yapı biyolojisi yönünden ihtiyaçları sağlaması gerektiği belirtilmiştir.

Türkiye’de konutlarda tüketilen enerji, ülkemizdeki toplam enerji tüketiminin

%36’sını oluşturmaktadır. Yeni yapılan binalarda ısıtma amaçlı enerji kullanımında tasarrufa gidilmesi amacı ile 1983 tarihli TS 825 ile Binalarda Isı Yalıtım Kuralları Standardı 1998’de yeniden geliştirilmiştir ve AB ile uyumlu hale getirilmiştir.

Kurumsal olarak, Türk Standartları Enstitüsü (TSE), Bayındırlık ve İskan Bakanlığı

(BİB), Elektrik İşleri Etüd İşleri (EİEİ), Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) sürdürülebilirlik anlayışı içerisinde, bina kalitesini yükseltme yönüne gidecektir. Ayrıca; Türkiye’deki üniversitelerde sürdürülebilir sistemler, biyoklimatik mimarlık ve çevre etkileri üzerine araştırmalar yapılıp sürdürülebilir mimarlık üzerinde kalitesini yükseltici çalışma gayreti içindedir. Ayrıca; TÜBİTAK tarafından vizyon 2023 projesi kapsamında sürdürülebilir yapım sistemleri üzerinde AR-GE çalışmalarına destek verilmektedir.

Türkiye’de ki üniversiteler de sürdürülebilir sistemler, biyoklimatik mimarlık ve çevre

etkileri üzerine araştırmalar yapılıp sürdürülebilir mimarlık üzerine fikir üretme çabalarına girmiştir. Ancak; yurt dışındaki üniversitelerde yapılan çalışmalara ülkemizde yeterli derecede ulaşılamadığı da bir gerçektir.
Türkiye’de halen sürdürülebilir yapı konusunda uyulması gereken herhangi bir referans sistem mevcut değildir. Diğer taraftan konutlarda havalandırma, güneşlenme, aydınlanma, gürültü denetimi ve ses mahremiyetinin sağlanmasıyla ilgili standartlar ve kalite eşikleri belirlenmemiştir. Bu eksikliklerden dolayı Türkiye’de sürdürülebilir bina uygulamaları yaygınlaşamamaktadır. Sonuç olarak; Türkiye’nin sürdürülebilir bina tasarımında etkin rol oynayamamasının nedenleri aşağıdaki gibidir.

  1. çevre ile ilgili AR-GE çalışmaları için gerekli desteğin sağlanamaması,
    b. çevre ve sürdürülebilir bina tasarımını destekleyecek yeterli yasal düzenlemelerin ve

güvenilir bilgilerin bulunmaması,

  1. teknolojide dışa bağlı olunması,
  2. yasalarda kurumsal yetki ve sorumluluk eksikliği,
    e. yasal altyapının uluslararası taahhütlerle uyumlu hale getirilmemesi,
    f. çevre konusunda, entelektüel ilgi ile uzmanlık bilgisi alanlarının karışmış olması,
    g. yeterli derecede altyapı, kaynak, bilgi ve akıcılığın eksikliğinden dolayı çevre

yönetim araçlarının verimli kullanılamaması,

  1. sürdürülebilir kalkınmanın çevresel göstergelerinin ulusal düzeyde politikaları ve

kararların yeterli düzeyde olmaması,

  1. mevcut yasal düzenlemelerin korumanın teşvik edici olmaması,
  2. kontrolsüz nüfus artışı ve göç sonunda plansız kentleşme ve arazi kullanımı.

GENEL DEĞERLENDİRME:

İnsanoğlunun, varoluşundan beri doğaya verdiği zarar günümüzde insanoğlunu

olumsuz yönde etkilemeye başlamıştır. Bu olumsuzluğu en aza indirip doğadan tekrar yararlanmaya çalışmak insanoğlunun son dönemlerde başlattığı bir girişimdir. Bu girişimle birlikte doğadan olabildiğince yararlanmak hedeflenmiştir. Bu bilinçle ortaya çıkan uygulama sayesinde sürdürülebilir topluma dönüşüm ön plana çıkmıştır. Bu uygulamanın mimariye katkısı ise sürdürülebilir binaların uygulanmasıdır.

 

Sürdürülebilir binalarda; doğal kaynaklar, kültürel kaynaklar, arazi tasarımı, bina

tasarımı, enerji yönetimi, su temini, atık kontrolü ve binaların bakımı/kullanımı konuları ele alınır. Bu bağlamda; kullanılan enerji açısından verimlilik, çevreye en az zararı vermek, bina sahiplerinin sağlığına ve konforuna önem vermek, fonksiyonel açıdan verimlilik gibi konular tasarım ve yenileme süreçlerinde irdelenmektedir.

Günümüzde Amerika, Avrupa ve Japonya’da sağlıklı ve enerji verimli bina tasarımı

önem kazanmaktadır. Sürdürülebilirliğin mimariye yansıması kapsamında ülke ekonomileri ve teknolojik gelişmeler pozitif yönde etkilenmektedir. Yeni malzemeler, akıllı cephe ve çatı sistemleri, doğal aydınlatma sistemleri, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı bu
teknolojik gelişmelere birer örnektir. Ayrıca; hükümetlerin ve farklı sektörlerin işbirliği ile sürdürülebilir yapım sürecine ait birçok yasa ve yönetmelikler yürürlüğe konmakta ve güncellenmektedir. Ancak; Avrupa’da sürdürülebilirlik hareketi ABD ‘ye oranla daha aktif konumdadır.

Türkiye’de ise, sürdürülebilirlik konusunda bilgi üretimi ve bilgiye erişmekte

güçlükler olduğu bir gerçektir. Sürdürülebilirlik konusu kamunun öncülüğünde topluma ulaştırılamamaktadır. Yeterli standart ve kiriterler mevcut değildir. Sürdürülebilirlik, mimarlık ve ekoloji üzerinde bazı araştırmalar yapılmakla birlikte, Türkiye’de mimarlara yol gösterecek kurumsal bir düzenleme bulunmamaktadır.